Sadece Çalışıyor muyuz, Yoksa Yaşıyor muyuz?
Modern iş hayatının bizden beklediği tek bir şey var: İşlevsel olmak. Sabah içilen o ilk kahveden, akşam kapatılan bilgisayara kadar hepimiz "iyi çalışan" birer dişli gibi hareket ediyoruz. Takvimler doluyor, projeler bitiyor, terfiler alınıyor... Ancak bazen, o çok beklediğimiz başarının tam ortasında, hiç beklenmedik bir misafir kapıyı çalıyor: Koca bir anlamsızlık hissi.
"Her Şey Yolunda Ama Bir Şeyler Eksik"
Görünürde her şey olması gerektiği gibi. Maaş yatıyor, kariyer basamakları çıkılıyor, çevre tarafından "başarılı" olarak tanımlanıyorsunuz. Ama akşam eve dönüp o sessizliğe gömüldüğünüzde, göğsünüzün ortasında bir ağırlık hissediyorsunuz. Sanki hayatınız size ait değil de, size verilmiş bir senaryoyu ezbere oynuyormuşsunuz gibi. Kendi hayatınızın başrolündesiniz ama yönetmen koltuğunda kimin oturduğunu bilmiyorsunuz.
Otomatik Pilotta Bir Ömür
Pazartesi sendromundan Cuma kutlamasına uzanan o meşhur döngü, aslında harika bir savunma mekanizmasıdır. Koşturduğumuz sürece düşünmeyiz. Meşgul olduğumuz sürece "Ben kimim?" ya da "Neden buradayım?" gibi tehlikeli soruların sesini kısarız.
Birçok çalışan için tatiller bile bu yüzden zordur. Çünkü tempo yavaşladığında, o bastırılan varoluşsal kaygı tüm heybetiyle karşımıza dikilir. Sessizlikte kendimizi duymaya başlarız ve duyduklarımız bazen bizi korkutur.
Kendine Yabancılaşma: "Ben Bu Değildim"
Eskiden sizi heyecanlandıran hobilerin, tutkulu olduğunuz fikirlerin ya da samimi meraklarınızın yerini ne zaman sadece "yorgunluk" aldı? İş kimliğiniz, bireysel kimliğinizi o kadar yuttu ki; artık kendinizi tanıtırken mesleğiniz dışında söyleyecek bir cümleniz kalmadığını fark ediyorsunuz. Bu bir tükenmişlikten ziyade, kendine yabancılaşma halidir. İnsan, kendi hayatına dışarıdan bakan bir seyirciye dönüştüğünde, o hayat ne kadar "parlak" görünürse görünsün, içi hep biraz loş kalır.
Maskelerin Altındaki Yüz
Toplantılarda takılan o özgüvenli maske, maillere yazılan "Saygılarımla" ifadeleri, her şeyin kontrol altında olduğunu söyleyen o dik duruş... Peki ya hepsi çıktığında geriye kalan? Varoluşumuz, sadece performans göstergelerinden (KPI) ibaret değil. İçimizdeki o çocuk, o sanatçı ya da o sadece "durmak" isteyen insan; bu sistemin içinde bir yerlerde nefessiz kalmış olabilir.
Şimdi dürüstçe bir soru: En son ne zaman bir şeyi "yapmanız gerektiği için" değil de, sadece var olduğunuz için, kendiniz için hissettiniz?
Bireysel bir yolculuğa çıkmak, bu soruların cevaplarını bulmak değil; bu soruları korkmadan sorabilecek o alanı kendine tanımaktır. Çünkü bazen en büyük başarı, insanın kendine geri dönebilme cesaretidir.
Uzm. Psk. İrem Çınar