Duyguları Regüle Etmek: Bastırmak Değil, Taşıyabilmek

Duyguları regüle etmek, son yıllarda hem iş yaşamında hem de kişisel gelişimde sıkça kullanılan kavramlardan biri. Ancak bu kavram çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Regülasyon, çoğunlukla düşünülenin aksine, “olumsuz” duyguları ortadan kaldırmak ya da her koşulda sakin kalabilmek anlamına gelmez. Aksine, duygusal regülasyon; ortaya çıkan duygunun farkında olmak, onu adlandırabilmek ve bu duyguyla birlikte işlevselliği sürdürebilmektir.

Günlük yaşamda ve özellikle çalışma hayatında yaşanan zorlanmaların önemli bir kısmı, duyguların varlığından değil; bu duygularla nasıl ilişki kurulduğundan kaynaklanır. Yoğun stres, belirsizlik, zaman baskısı ya da kişilerarası çatışmalar, duygusal yükü artırır. Bu noktada bireyden beklenen şey çoğu zaman “kontrolünü kaybetmemesi” olur. Ancak duyguları kontrol etmek ile regüle etmek aynı şey değildir.

Duygusal Regülasyon Neden Zorlaşır?

Duygusal regülasyonun zorlaşmasının temel nedenlerinden biri, kişinin psikolojik kapasitesinin o an için dolu olmasıdır. Uzun süreli stres, tükenmişlik, artan sorumluluklar ve kontrol algısının zayıflaması, regülasyon becerilerini geçici olarak işlevsiz hale getirebilir. Bu durum çoğu zaman birey tarafından kişisel bir yetersizlik olarak yorumlanır.
“Demek ki baş edemiyorum.”
“Ben zaten duygularımı yönetemiyorum.”

Aslında burada yaşanan durum, beceri eksikliğinden çok kapasite aşımıdır.

Kurumsal ve bireysel danışmanlıkta sıklıkla gözlemlenen bir diğer nokta, bireylerin duygularını bastırmayı regülasyon olarak tanımlamasıdır. Bastırılan duygular kısa vadede işlevsel gibi görünse de uzun vadede zihinsel ve bedensel yükü artırır. Duygunun yok sayılması, ortadan kalkmasını sağlamaz; yalnızca başka bir alanda kendini göstermesine neden olur.

Regülasyon = Her Zaman İyi Hissetmek Değildir

Duygusal regülasyonun en kritik yanlış anlaşılmalarından biri, regüle olmanın “iyi hissetmek” ile eşleştirilmesidir. Oysaki bazı dönemlerde kaygı, öfke, hayal kırıklığı ya da üzüntü hissetmek, içinde bulunulan koşulların ve insan olmanın doğal bir sonucudur. 

Regülasyon, bu duyguların hiç yaşanmaması değil; bu duygular yaşanırken karar verme, iletişim kurma ve sorumluluk alma kapasitesinin korunabilmesidir.

Bu nedenle duygusal regülasyon, sabit bir beceri değil; bağlama, zamana ve kişinin mevcut kaynaklarına göre değişkenlik gösteren bir süreçtir. Aynı kişi bir gün bir duyguyu rahatlıkla taşıyabilirken, başka bir gün aynı duygu karşısında zorlanabilir.

Duyguyu Taşıyabilmek Ne Anlama Gelir?

Duyguyu taşımak, duygunun farkında olarak onunla birlikte hareket edebilmek anlamına gelir.
“Şu an zorlanıyorum ama yine de bu toplantıyı tamamlayabilirim.”
“Gerginim ama bunu karşımdaki kişiye zarar vermeden ifade edebilirim.”

Bu yaklaşım, duyguyu yok etmeye değil; onunla sağlıklı bir ilişki kurmaya odaklanır. Duygu ile davranış arasına kısa bir mesafe koyabilmek, regülasyonun temel yapı taşlarından biridir.

İş Yaşamında Duygusal Regülasyonun Önemi

Çalışma hayatı, duygusal regülasyonun en çok zorlandığı alanlardan biridir. Performans beklentisi, zaman baskısı ve sürekli değişen koşullar, bireylerin duygusal yükünü artırır. Bu noktada regülasyon becerileri; yalnızca bireysel iyi oluşu değil, ekip içi iletişimi, karar alma süreçlerini ve sürdürülebilir performansı da doğrudan etkiler.

Bu nedenle kurumlarda duygusal regülasyon, bireysel bir “kişisel gelişim” konusu olmanın ötesinde; psikolojik sürdürülebilirlik ve sağlıklı çalışma kültürü açısından ele alınması gereken bir konudur.

Özetle…

Duyguları regüle etmek, onları bastırmak ya da yok saymak değildir. Regülasyon, duygunun varlığını kabul ederek, onunla birlikte işlevselliği sürdürebebilme becerisidir. Bu beceri her zaman aynı düzeyde çalışmayabilir ve bu durum bir başarısızlık göstergesi değildir.

Belki de asıl soru şudur:
“Bu duyguyu ortadan kaldırabilir miyim?” değil,
“Bu duyguyla birlikte nasıl ilerleyebilirim?”


“Bu yazı, çalışma hayatı psikolojisi ve örgütsel davranış alanındaki gözlemlerden yola çıkarak hazırlanmıştır.”

Uzm. Psk. İrem Çınar

Önceki
Önceki

Karar Verememek Tembellik mi, Zihinsel Yük mü?

Sonraki
Sonraki

Hedefe Ulaşamamanın Sebebi Hedefin Kendisi Olabilir mi?